(TBMM) – CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, fon krizine ilişkin, “Meclis araştırma komisyonunu kurmak zorundayız. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da bunun peşini bırakmayacağız, ta ki komisyon kurulasıya kadar” dedi.
TBMM Genel Kurulu, gündemdeki konuları görüşmek üzere TBMM Başkanvekili Celal Adan Başkanlığında toplandı. Siyasi partilerin grup başkanları ve grup başkanvekilleri ise gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Grubu adına söz alan CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, yeni yasama yılının hayırlı olmasını dileyerek, şöyle konuştu:
“Ancak bu dileğin karşılık bulabilmesi için önce bu Meclis’in gündemi ile milletin gündeminin buluşması gerekiyor. Biz bu salonda çalışmalara ara verdik ama hayat pahalılığı sokakta ara vermedi; okullardaki şiddet, kadınların can korkusu, emeklinin geçim derdi devam etti. Şimdi bu sıralara döndük, millet bizden bıraktığımız sorunlara hangi çözümle döndüğümüzü duymak istiyor artık. Anneler hâlâ her sabah çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını düşünüyor. Baba hangi faturayı erteleyeceğini düşünüyor. Emekli, pazarda neyi alıp neyi almayacağına karar veriyor ve çoğunu geride bırakıyor. Genç, diplomasına bakıp soruyor: ‘Acaba ben bu ülkede nasıl bir gelecek kuracağım?’ Tabii, bu sorulara verilecek cevap artık bir sabır çağrısı değil, somut bir çözüm olmak zorunda. Millet artık ‘Ne alabilirim değil, neyden vazgeçmem gerekiyor?’ diye soruyor kendine. Sofrasından vazgeçiyor, ihtiyaçlarından vazgeçiyor, hayallerinden vazgeçiyor; çalışıyor ama geçinemiyor, üretiyor ama kazanamıyor, borç ödüyor ama borçtan kurtulamıyor. Şimdi, iktidara soruyoruz; yıllarca çalışan insanın bugün en temel ihtiyaçlarından vazgeçmesini hangi başarının içine sığdırıyorsunuz?
“İŞÇİ ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI İSTİYOR”
Emeklileri konuşurken emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nu da buradan anmamız gerekiyor muhakkak. Ankara’da emeklilerin hak taleplerini dile getirdiği eylem sırasında yaşamına son veren Ali amcaya Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Ali Şekeroğlu’nun yaşadığı bütün sıkıntıları biliyoruz diyemeyiz. Kaybın acısı önünde hepimizin muhakkak durup düşünmesi gerekiyor. Bu ülkede emekliler sesini duyurabilmek için daha ne yapmak zorundalar?
Devlet vatandaşın yalnızca iyi gününde değil, en zor gününde de yanında olmak zorunda. Yıllarca çalışmış, üretmiş, prim ödemiş insanların emeklilikte insanca yaşayabilmesi bir lütuf değil, hak. Emeklinin torununa bir hediye alması bir lüks değil, sağlıklı beslenmesi lüks değil; kirasını, elektriğini, doğal gazını ödeyebilmesi lüks değil. Emekliler hakkını istiyor, işçi alın terinin karşılığını istiyor, çiftçi ürününün değerini istiyor, genç ise kendi ülkesinde geleceğini kurmak istiyor. Bunların karşılığını da bütçede, yasada ve uygulamada görmek istiyorlar.
“DENETİMLER KAĞIT ÜZERİNDE KALMAMALI”
Vatandaş devletin denetimine güvenerek birikimini bir fona yatırıyor, sonra kendi parasına ulaşamıyorsa bu kürsüden sorulması gereken birçok soru var aslında. Bu insanların parası nerede? Kimler denetlemedi, kimler görevini yerine getirmedi, kimler sorumlu? Makamı, mevkisi, serveti ve siyasi bağlantısı ne olursa olsun, milletin parasına el uzatan kimse bundan hesap sorulmak zorunda ve bu hesabı da öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi sormalı. Çünkü o paranın her kuruşunda bir insanın emeği, alın teri ve geleceği var. O yüzden, Meclis araştırma komisyonunu kurmak zorundayız. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da bunun peşini bırakmayacağız, ta ki komisyon kurulasıya kadar. Devletin denetim görevi tam da budur işte. Birikiminizi emanet ederken de madene inerken de çocuğumuzu okula gönderirken de kurumların görevini yaptığını düşünüyor ve güvenmek istiyoruz. O görev aksadığında da bedelini işte vatandaş ödüyor. Peki, bu görevini yapmayanlardan kim hesap soracak? Az önce de söyledim, öncelikle bu Meclisin görevi. Soma’da ve Zonguldak’ta da kaybettiğimiz madencilerimizin ardından da bu soruları sormak zorundayız. Onlara da Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Bir işçi sabah ekmek parası için evinden çıkıyorsa akşam çocuğuna sağ salim dönmesini sağlamak devletin görevi. İnsan hayatından tasarruf olmaz. Denetimler kâğıt üzerinde kalmamalı. Bir facianın ardından yalnızca başsağlığı dilemek yetmez. Özellikle şunu sormak zorundayız: Bir daha yaşanmaması için ne yapıyor bu devlet? Ne yapıyoruz?”
“ÇOCUKLARI KORUYAMIYORUZ”
Kılıç, İstanbul Başakşehir’de bir okulda düzenlenen bıçaklı saldırıda yaralanan 8 öğrenciden 1’inin yaralandığını anımsatarak, şöyle devam etti:
“Bir anne olarak ne diyeyim bilemiyorum, yani yüreğim de sızlıyor. Ailenin neler yaşadığını tahmin bile edemiyoruz. Bundan sonrasında da neler yaşayacak bilmiyorum ama sabah bir anne, bir baba çocuğunu okula gönderiyor; dersine girsin, arkadaşlarıyla birlikte eğitim alsın, bir gelecek kursun diye, sonra okuldan böyle bir haber geliyor. Bu olayın ayrıntılarını elbette soruşturacağız ama yani başka sorular sormamız, başka bir şey yapmamız gerekiyor artık. Bu çocuklarımıza ne oluyor? Okullarda bu şiddet neden bu kadar arttı ve neden bu kadar görünür hâle geldi? Bir çocuk çantasında kitap yerine neden bıçak taşıyor? Bunların muhakkak üstüne gitmemiz gerekiyor. Bir de düşünün, Ankara’da bir şirket kalkmış, kurşungeçirmez sırt çantası reklamı falan yapıyor, video çekiyor. Biz çocukların çantası ağır olmasın diye kıyamıyoruz anneler babalar olarak. Bir taraftan da kurşungeçirmez çantaları konuşuyoruz, bu okullarda yaşanan şiddetle ilgili akıl tutulması yaşıyoruz. Yani çocukları uyuşturucudan koruyamıyoruz, çetelerden koruyamıyoruz, şiddetten koruyamıyoruz, akran zorbalığından koruyamıyoruz. Sadece güvenlik görevlisi koyarak falan böyle küçük çözümlerle de bunları çözemeyeceğimiz anlaşılıyor. O yüzden, bunun sebeplerini muhakkak araştırmak ve bunlara çözüm üretmek zorundayız, bu da devletin görevidir.
“TUTUKLAMA CEZA YÖNTEMİNE DÖNÜŞTÜ”
Bu sabah Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız, aynı zamanda Belediyeler Birliği Başkanımız Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanımız, Mezitli Belediye Başkanımız ve Eyüpsultan Belediye Başkanımız tutuklandı. Biz ‘Kimse yargılanmasın’ demiyoruz, ‘Hiç kimse bundan yargılanmaktan, sorgulanmaktan muaf tutulsun’ demiyoruz. Bir iddia varsa soruşturulsun, araştırılsın, savunması alınsın, delil varsa mahkeme önünde bu bakılsın, kamu görevi yapan herkes hesap versin ama herkes versin siyasi partisine bakmaksızın. Fakat yani bu tutuklama artık bir ceza yöntemine dönüştü bu ülkede. Tutuklamanın istisna olması gerekiyor. Yani kaçma şüphesi olmayan, makamı belli, adresi belli, daha önce ifadeye çağrıldığında gitmiş belediye başkanları ve delil karartma şüpheleri de yok, tutuksuz yargılamak artık hukuk devletinin gereği. O yüzden, kimse için bir ayrıcalık istemiyoruz, eşit hukuk istiyoruz. Bir dosyada adli kontrol veriyorsunuz, bazı dosyalarda ifadeye bile çağırmıyorsunuz ama muhalefetin belediye başkanı olunca da tutuklu yargılama artık neredeyse esas olmuş durumda.
Bugün bir haber daha; Can Atalay meselesinde de aynı ilkeleri savunuyoruz; yani seçmen iradesine saygı, Anayasa’ya saygı, Anayasa Mahkemesi kararlarına saygı. Anayasa Mahkemesi kararları demişken de bugün Tayfun Kahraman hakkında da bir karar verildi, Resmî Gazete’de de yayınlandı. Bu karar muhakkak uygulanmalı, artık bu hukuksuzluğa bir son verilmeli ve derhâl yeniden yargılama yapılmalı ve Tayfun Kahraman özgürlüğüne bir an önce kavuşmalı diyorum bir taraftan da.”




