(DENİZLİ) – Denizli Kitap Fuarı’nda söyleşiye katılan yazar Adnan Özyalçıner, 1950 Kuşağı’nın edebiyat anlayışını, Amerikan edebiyatının düşünce dünyasına etkisini ve günümüz yayıncılığını değerlendirdi. Özyalçıner, “Edebiyat değerinin yerini reklam değeri almaya başladı” dedi.
Tüyap Fuarlar Yapım AŞ organizatörlüğünde, Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliği ve Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle ilk kez düzenlenen Tüyap Denizli Kitap Fuarı, EGS Fuar Alanı’nda kapılarını açtı.
Fuarın açılışında, Türk edebiyatının ve öykücülüğünün önemli isimlerinden Adnan Özyalçıner, yazar, şair, yayıncı Metin Celal ile bir söyleşide buluştu. Yaklaşık 70 yıllık yazarlık serüveninden anılarını paylaşan Özyalçıner, Türk edebiyatının geçirdiği dönüşümü, edebiyatçının toplumsal sorumluluğunu ve günümüz yayıncılık anlayışını anlattı.
“SAİT FAİK’TEN İNSANI, ORHAN KEMAL’DEN TOPLUMU ÖĞRENDİM”
Edebiyat yolculuğunda kendisini etkileyen yazarlardan söz eden Özyalçıner; Sait Faik, Orhan Kemal ve Haldun Taner’in öykücülüğünde ayrı bir yere sahip olduğunu belirterek, “Sait Faik’ten o duygusal, insansal bakış açılarını, Orhan Kemal’den topluma ilişkin söylemi, Haldun Taner’den o derin mizahı öğrendim” dedi.
Gençlik yıllarında bazı yazarların eserlerine ulaşmanın güç olduğunu anlatan Özyalçıner, Nâzım Hikmet’in şiirlerini daktiloyla çoğaltılmış kâğıtlardan okuduklarını, Sabahattin Ali’nin eserleriyle ise ilk kez bir çeviri kitap aracılığıyla karşılaştığını söyledi.
ORHAN KEMAL’İN İKBAL KAHVESİ’NDEKİ YAZIHANESİ
Söyleşide Türk edebiyatının önemli isimlerinin buluştuğu Babıâli yılları da gündeme geldi. Özyalçıner, Orhan Kemal’in sabah erken saatlerde kalkarak yazılarını tamamladığını, ardından İkbal Kahvesi’ne giderek edebiyatçılarla buluştuğunu anlattı. İkbal Kahvesi’nin Orhan Kemal için adeta bir yazıhane olduğunu belirten Özyalçıner, yazarın mektuplarının bile evine değil, kahveye gönderildiğini söyledi.
Şair Sennur Sezer’in de Orhan Kemal’in yazılarının hangi dergilerde yayımlandığını takip ettiğini ve eserlerinin dergilere ulaştırılmasında yardımcı olduğunu aktardı.
Özyalçıner, Orhan Kemal’le Çınaraltı Kahvesi’nde sık sık bir araya geldiklerini, Onat Kutlar ve Demir Özlü gibi yazarlarla edebiyat üzerine sohbet ettiklerini de anlattı.
“SANATTA ÖZGÜRLÜK, POLİTİKADA ÖZGÜRLÜK”
1950 Kuşağı’nın Türk öykücülüğünde yeni bir anlatım arayışı başlattığını belirten Özyalçıner, amaçlarının gerçeği basmakalıp biçimde anlatmak yerine insanı ve toplumu daha derinlikli ele almak olduğunu söyledi. Kuşağın yalnızca edebi değil, düşünsel bir yenilenme de hedeflediğini vurgulayan Özyalçıner, dönemin siyasal koşullarına da değinerek, “Sanatta özgürlük, politikada özgürlük” anlayışıyla hareket ettiklerini ifade etti.
Özyalçıner, 1950 Kuşağı yazarlarının farklı anlatım biçimlerine sahip olmalarına rağmen edebiyata düşünceyi taşıma konusunda ortaklaştıklarını belirtti.
“YAZARIN EN BÜYÜK SUÇU YAŞANANLARI GÖRMEZDEN GELMEK”
Edebiyatçının toplumsal sorumluluğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özyalçıner, yazarların yalnızca bireysel yaşantıları değil, topluma yaşatılanları da eserlerine taşıması gerektiğini söyledi. Özyalçıner, “Bir öykücünün toplum karşısındaki sorumluluğu o kadar büyük ki; olan şeyi görmezden gelmek en büyük suçu bence öykücünün” dedi.
Yaşanan olayların ardındaki toplumsal gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulayan Özyalçıner, “Yaşadıklarımızı yazıyoruz, yaşananları yazıyoruz ama bize yaşatılanları da onun içine katmalıyız. Katmazsak eksik bir yaşam yazıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kendi öykülerinde Türkiye’nin yakın siyasi tarihine de yer verdiğini anlatan Özyalçıner, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinin toplumsal etkilerini farklı insanların yaşamları üzerinden ele aldığını belirtti.
“AMERİKA’NIN ÖTEKİ YÜZÜNÜ HEMINGWAY VE STEINBECK’TEN ÖĞRENDİK”
Dünya edebiyatının kendi kuşağı üzerindeki etkisini anlatan Özyalçıner, Amerikan edebiyatının toplumsal gerçekleri kavramalarında önemli rol oynadığını belirtti. Ernest Hemingway ve John Steinbeck gibi yazarların eserleri sayesinde Amerika’nın farklı yüzünü tanıdıklarını söyleyen Özyalçıner, Amerika’yı herkesin zengin olduğu, refah içinde yaşadığı bir ülke olarak düşündüklerini, ancak edebiyatın bu algıyı değiştirdiğini anlattı. Amerikan edebiyatının kapitalizmin yarattığı sömürüyü görmelerini sağladığını ifade eden Özyalçıner, sosyalist düşünceye yönelmelerinde de bu eserlerin etkili olduğunu belirtti.
“SOSYALİZMİ KİTAPSIZ ÖĞRENDİK”
Marksist ve sosyalist yayınlara 1950’li yıllarda ulaşmanın güçlüğüne değinen Özyalçıner, düşünsel gelişimlerinde edebiyatın belirleyici olduğunu söyledi. Özyalçıner, “Hiçbir sosyalist, Marksist kitap okuyamadık. Yoktu” diyerek o yılların koşullarını anlattı ve “Sosyalizmi kitapsız öğrendik” ifadesini kullandı.
Yerli ve yabancı toplumcu gerçekçi yazarların eserlerinden yararlandıklarını belirten Özyalçıner, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus gibi isimler aracılığıyla varoluşçu düşünceyle de tanıştıklarını, Marksist yayınların 1960 sonrasında erişilebilir hâle gelmesiyle daha önce okuyamadıkları düşünsel kaynaklara ulaşabildiklerini aktardı.
SİNEMA VE EDEBİYATTA ANLATIM ÖZGÜRLÜĞÜ
Söyleşide sinema, televizyon ve edebiyatta ifade özgürlüğü de gündeme geldi. Metin Celal, sinemacılarla yaptığı görüşmelerden hareketle televizyon ve sinemada bazı konuların ve karakterlerin anlatılmasının güçleştiğine ilişkin değerlendirmeleri aktardı.
Celal, edebiyatın sinema ve televizyona göre farklı anlatım olanakları barındırdığını belirterek, günümüz öykücülüğünde toplumsal sorunların ve farklı yaşamların yeterince ele alınmamasını tartışmaya açtı. Söyleşide, 1950 Kuşağı’nın dil ve anlatımda gerçekleştirdiği yeniliklerin günümüz yazarları tarafından ne ölçüde sürdürüldüğü de ele alındı.
“EDEBİYAT DEĞERİNİN YERİNİ REKLAM DEĞERİ ALDI”
Günümüz yayıncılık dünyasını değerlendiren Özyalçıner, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren sermayenin yayıncılık alanındaki etkisinin artmasıyla edebiyatın farklı bir dönüşüm geçirdiğini savundu. Özyalçıner, “Edebiyat değerinin yerini reklam değeri almaya başladı. Çok okunma değeri almaya başladı. Böylece edebiyat değeri, sanat değeri yavaş yavaş göz ardı edilir oldu” diye konuştu.
Günümüz öykücülüğünde bireysel sorunların ağırlık kazandığını, toplumsal gerçekliğin ise yeterince ele alınmadığını belirten Özyalçıner, edebiyatın yalnızca bireyin iç dünyasına değil, toplumun yaşadığı sorunlara da yönelmesi gerektiğini ifade etti.
GENÇ YAZARLARA EDEBİYAT DERGİLERİNİ İŞARET ETTİ
Söyleşinin sonunda genç öykücülerin eserlerini okurla nasıl buluşturabilecekleri de konuşuldu. Özyalçıner, edebiyat dergilerinin yeni yazarlar açısından önemini koruduğunu belirterek Varlık ve Sözcükler gibi dergilerin genç kalemlere yer verdiğini söyledi.
Metin Celal ise günümüz öykücülüğünde farklı anlatım biçimlerine ve toplumsal konulara daha fazla alan açılması gerektiğini belirtti. Celal, özellikle işçi sınıfının, farklı kentlerin ve toplumsal kesimlerin yaşamlarının çağdaş öyküde yeterince temsil edilmediğine dikkati çekti.
Söyleşi, Türk öykücülüğünün geçmişten bugüne değişen anlatım biçimleri, dil arayışları ve edebiyatçının toplumsal sorumluluğu üzerine değerlendirmelerle sona erdi.




